Söylemem gerekir ki

Seninle artık olamayacağımızı biliyorum. Seven birinin yüreğinde yerinin olamayacağını artık sen de biliyorsun. Söylemem gerekir ki senin gökyüzünde benim yerim yoktu. Radyoda çalan, adını bilmediğin o sevdiğin şarkı bile olamazmışım ben. Kalabalıkta gözlerinin aradığı o insan da ben değilim. Sokağın köşesinden dönerken karşılaşmak istediğin insan veya birlikte lunaparka gidip eğlenmek istediğin kişi de ben değilim. Merak ettiğin, görmek istediğin, sarılmak istediğin o biri değilim. Ben senin hayatında hiçbir anına dokunamadım. Hiç olarak girmeye çalıştım hayatına. Kendimce küçük tebessümler edindim. Çok geç farkettim. Şimdi de hiç var olmamış gibi yok ettin beni kendinden.

Reklamlar

Gölge.

Bir insan hayatının gidişatını değiştirebiliyor sadece, giden hayatı değiştiremiyor. Ne yaparsan yap değiştirilmeyen şeyler var. Gidişatı değiştirmek, korkularının üzerine gitmek gibi, dertlerine meydan okumak gibi. Ne kadar güçlü olursan ol, ne kadar meydan okursan oku, zırhlarını kuşan, çek kılıcını, bir yerde düşeceksin yere. Dinlenmek için de olsa oturacaksın bir gölgeye. Gölge olmazsa olur mu? Olmaz tabi. Gölgede dinlenirsin, soluklanırsın, güç toplarsın bazen sığınırsın. Gölgesiz hayat olur mu? Olmaz tabi. Ben su içmek istiyorum, gölgede oturup su içmek istiyorum, boğazıma dizilenleri yutmak, tüm pis havayı dağıtıp nefes almak istiyorum, insanın kendi gölgesi gibi kalıcı bir gölge istiyorum, insan kendi gölgesine oturamıyor.

Mevsim değişir

Kurak bir tarlada bir filiz gördüm. Dedim ki bu filiz, bu toprağa can olur. Tuttum koskoca tarladaki tek bir filiz için sular taşıdım, etrafını çevirdim, başında bekledim. Umut bu ya, filizler çoğalıp tarla yemyeşil olacak, toprak can bulacak. Gün geçtikçe tarla yeşermeye başladı. Her gün üç, beş derken sayamaz oldum filizleri.Her şey mükemmel tarlam yemyeşil. Mevsim değişti, havalar soğuk. Artık ne yapsam koruyamıyorum filizleri. Hepsinin rengi değişti, hepsi boynunu büktü. Mevsimin değişeceğini düşünemedim, hep yemyeşil kalacak sanıyorum. Kalır mı? Kalmaz tabi.

Gülümse çocuk

Gülümse çocuk,

Sen gülümsersen hayat gülümser.

Kış ortasında, bir kuş kanadında baharı getirir ömrüme.

Saksıdaki toprağıma su olur, güneş olur, filiz verir tohumlarım.

Balonlarım rengarenk olur, umutla uçururuz gökyüzüne.

Karanlık yarınlar bembeyaz olur.

Bir bulutun üstüne evimiz olur, yıldızlar oyuncağımız.

Bir de şarkımız olur tıpkı senin bakışlarının renginde.

Gülümse çocuk, korkma, gülümse.

Sen hiç küsme çocuğum.

Rüya

Eskiden uykuya dalmak için gözlerimi kapatıp sayı sayardım yahut uyku halinin hayalini kurardım. Bir sağ bir sol… off.. bu yatak mı rahatsız yastık mı anlamadım. Sonra anladım ki yatağımda da yastığımda da kabahat yok. Tüm kabahat şu insanın midesi ile boğazı arasında geçen o yolda. Duyguların yaşadığı o organ, adı her neyse işte. Duygularımı hissetmeye başladığım o zamanda uyumaya başladım. Hatta artık rüya bile görüyorum. Rüyam yarım kalınca uyuyup yeniden devam etmeye çalışıyorum. Uyuduğumun en büyük kanıtı olsa gerek rüyalarım. Rüyalar güzel, rüyalar mutlu.

Kavuşmak.

Eğer ayrılık olmasaydı kavuşmanın bir anlamı olur muydu? Bence kavuşmanın anlamını ayrılık seni bitirdiğinde, hayattan tat almamaya, acıyı, özlemi en içinde hissetmeye başladığında anlıyorsun. Kavuşmak ne güzel bir şey. “Oh be…” Artık yüreğini acıtan özlemden değil, yanındayken çektiğin özlemden doluyor gözlerin. En sevdiğin yer boynu, 7/24 kokusuyla hizmetinde. Uyuyorsun, uyanıyorsun hep onu seviyorsun. Gözleri, sesi, soluğu hepsi burda, işte dizinde yatıyorsun, ah dizlerim demiyor. Sana bakıp, durup dururken “seni çok seviyorum” diyor mesela. Karşılık vermezsen de üç kere tekrarlıyor, bazen bilerek cevap vermiyorsun ki daha çok söylesin diye. Bazen üst raflara boyun yetmiyor, sen çağırmadan bir el uzanıveriyor arkandan. Sabah kahvaltılarında sofranız biraz eksik ama nasıl tatlı. Tüm gün yoruluyorsunuz bir kanepeye ikiniz kıvrılıyorsunuz, en güzel akşam terapisi. Özlemek ayrı, kavuşmak ayrı güzel. “Ayrılık da sevdaya dahil.” diyen şairimiz de bildiği gibi, bir sevda düşünün ayrılık var, özlemek var, kavuşmak var. Sevdalar bu yüzden sevda.

Yollar.

Sonra düşündüm eğer kavuşmak yoksa özlemek neden olsun diye. Sevdanın da özlemenin de bir anlamı olmalı dedim, düştüm yollara. Bu yollar yazmadan bitmez dedim başladım işte. İçimdeki sevginin hakkını vermeliydim. Uykusuz kaldığım gecelerin, yanan yüreğimin, özlemekten ıslanan yastığımın hakkını. Onu severken de hiç korkmamıştım, tıpkı şuanki gibi cesaretliydim. Hiç korkmadım. Hatta uyandığım her sabah daha çok sevdim. Sevginin karşılık beklemek olmadığını ayrı kaldığım günlerde anladım. Karşılıksız seveceksin. Hiç beklentin olmayacak. Özlerken özlenmeyi, severken sevilmeyi beklemeyeceksin. Belki de ayrılık olmasaydı birlikte olunan günlerin güzelliğini de fark edemezdik. Özlemek iyi hoş şey de bazen çok can yakıyor. Ödüm kopuyor tişörtündeki koku bitecek diye. Koklasam bir dert, koklamasam burnum sızlıyor. Ben tüm yanlışlarımı alıp gidiyorum. Sevgimi, yüreğimi, özlemimi, içimdeki o adamı alıp gidiyorum. Belki bir daha gözlerine değemem, belki o kokuya bir daha gelemem. Karşılık beklemeden gidiyorum. Her şey şu yürekte. Hasret kaldıklarımıza sevgilerimle..